vedatahmed
15 Takipçi | 34 Takip
27 02 2015

Sliven Bölgesinde Gördüklerim Gelen Baharı Müjdeliyor

Sliven Bölgesinde Gördüklerim Gelen Baharı Müjdeliyor   Sliven Bölge Müftülüğü yeni kurulup çalışmaya başlayan müftülüklerimizden birisidir. Yarım asırdan fazla bir zaman sonra Aytos Bölge Müftülüğünden ayrılarak kurulan ve Sliven (İslimye) ile Yambol (Yanbolu) illerini kapsayan bölge sanki Bulgaristan Müslümanları sınırlarının kenarında kalıyor gibi bir izlenim vermektedir. Ancak bölgeyi tanıyanlar ve oralara gidenler hiç de öyle olmadığını anlamaktadır. Zira bölgede yaşayan Müslümanlar arasında bir bahar havası ve yeşerme yaşanmaktadır. Bunun böyle olduğuna 17-18 Mart tarihlerinde bölgeye yaptığımız ziyaret esnasında biz de şahit olduk. Sliven Bölge Müftüsü Akif Akifov ve Bölge Vaizi Hasan İbrahimov’un daveti üzerine Başmüftülük Sekreteri Erdin Süleyman ile birlikte gerçekleştirdiğimiz ziyaret esnasında bölgedeki ilk durağımız Sliven’in güzel camisi oluyor. Uzun yıllar aradan sonra kubbeli ve minareli camilerine sahip olan Slivenliler, camiyi cemaatle şenlendirmişler, şimdilerde ise cami etrafına bir külliye yapmanın derdindeler. Kur’ân kursu binası, spor sahası, hamam, dükkân ve gasilhane yapmak için proje hazırlanmış olmasına rağmen, gerekli maddiyata sahip olmamaları şehirdeki Müslüman cemaatin belini büküyor. Ancak onlar hayallerini gerçekleştireceklerine dair ümitlerini bir an olsun kaybetmiyorlar. Bunun en önemli işareti ise camiyi dolduran genç cemaat. Onların, dedelerinin yaptığı gibi, Sliven’e güzel bir miras bırakmak için çabalamaktalar, çünkü bugün şehrin göbeğindeki dört katlı güzelim vakıf binasını bırakanlara lâyık torunlar olma yolundalar. Ev sahibi Akif hoc... Devamı

16 02 2012

Mülâkat: Dinimizin derin manevi boyutunu tanıyamadık

Mülâkat: Dinimizin derin manevi boyutunu tanıyamadık |  görsel 1

İslam’ın Sadece Öğrenilmesi Yetmiyor, Yaşanması da Gerekiyor - Müftülük idaresinin sorunlarını bir tarafa bırakıp son 20 yılın değerlendirmesini yaparsak Bulgaristan’daki Müslümanlar nasıl gelişti? Dinini tanıyabildi mi? Dinimize ilgi arttı mı? - Son 20 yılda Bulgaristan Müslümanları, bütün ülke olduğu gibi, bir intikal dönemi, geçiş süreci yaşadılar ve bu süreç, ülkenin sürecinden farklı olarak, hâlâ tamamlanmadı. Eğer süreci adlandıracak olursak, aslına dönme, kendini bulma, benliğine kavuşma süreci olarak adlandırabiliriz; ülkenin demokratikleşme süreci içerisinde Müslümanların benliğine kavuşma süreci. Yaşanan süreç, hiç şüphesiz, çok sancılıydı. Çünkü bir taraftan daha 1989-1990 yıllarında istenen birçok şeyle birlikte “dinimizi istiyoruz”, “dinî serbestlik” talepleri var, diğer taraftan ha deyince bunları elde imkânı yok, bir diğer taraftan da Bulgaristan’da oluşan yeni şartların etkisiyle “din yasak değil, ama onsuz olur” düşüncesi yaygınlık kazandı. Böyle bir durumda Müslüman toplumu bocalamaya başladı. Önce dine ciddi bir meyil oldu, camilere yöneldik, ama 1950’lerden sonra yaşanan göçler ve komünizm döneminde din eğitimine vurulan darbe sebebiyle camilerde dini öğretecek kimselerin olmadığını, kalmadığını, bırakılmadığını gördük, daha doğrusu göremedik ve o kısıtlı imkânlarda elde ettiklerimizi zor zamanlardan kalplerimizde kalanlara katarak dine kavuştuğumuzu sandık maalesef.   Buna rağmen yeni şartların verdiği imkânlardan istifade ederek tırnak altında can kalır misali bir yerlerde kalan değerli hocalar veya komünizm havasının etkisiyle kendilerinden ge&ccedi... Devamı

06 02 2012

SOFYA MEZARLIĞINDA YATAN OSMANLI PRENSESİNİN MEZARINA ALÇAKÇA SA

SOFYA MEZARLIĞINDA YATAN OSMANLI PRENSESİNİN MEZARINA ALÇAKÇA SA |  görsel 1

SOFYA MEZARLIĞINDA YATAN OSMANLI PRENSESİNİN MEZARINA ALÇAKÇA SALDIRI   Türkiye Cumhuriyeti’nin ilân edilmesiyle yurtdışında ikamete zorlanan Osmanlı hanedanı üyeleri dünyanın dört bir tarafına yerleşmişler, bir kısmı da Bulgaristan’ı mekân tutmuşlardır. Başkent Sofya’ya yerleşenler arasında Sultan V. Murad’ın kızı Fatıma Sultan da bulunmaktadır. Sofya’ya yerleştikten birkaç yıl sonra sonra Prenses, 23 Kasım 1930 tarihinde bu dünyaya vedâ etmiştir. O yüzden naaşı Sofya şehrinde bulunan Orlandovtsi Merkez Mezarlığındaki Türk parseline defnedilmiştir. Osmanlı hanedanı üyesinin vefatı münasebetiyle Sofya Banyabaşı Camiinde mevlid-i şerif okutulduğu o dönemin basınında duyurulmuştur. Bir zamanlar mezarlığın Müslümanlara ait kısmında bulunan gasilhanenin yakınlarına defnedilmiş olan Fatıma Sultan’ın mezarı ufak sütunlar ve güzel işlenmiş demir parmaklık ile çevrilerek koruma altına alınmıştır. Mezartaşlarıı ise özel olarak hazırlanıp baş ucundaki estetik değere sahip taşın ön tarafına Osmanlıca, arka tarafına da Bulgarca yazılar hakkedilmiştir. Aynı taşın ön tarafına Prensesin babası Sultan V. Murad’ın tuğrası da işlenmiştir.   Çocukları uzun zaman Bulgaristan’da yaşadıktan sonra komünizm dönemi Devlet Emniyeti (DS)’nin binbir baskısına maruz kaldığı için buldukları ilk fırsatta Batı ülkelerine kaçarak annelerini yâd ellerde bırakmışlardır. Herşeye rağmen belirli bir döneme kadar Sofyalı Türklerce kabri ziyaret edilen Fatıma Sultan, son dönemlerde sadece birkaç Sofyalı vefakârın duasıyla yâd edilir olmuştur. Geçen hafta sonu Bulgaristan Türklerinin canlı tarihi Dr. İsmail Cambazov hocam ile tarihimizdeki beyaz karanlık sayfaları aydınlatmak üzere Sofya’dak... Devamı

06 02 2012

ЕДИН БЕЗЦЕНЕН РЪКОПИС

ЕДИН БЕЗЦЕНЕН РЪКОПИС |  görsel 1

ЕДИН БЕЗЦЕНЕН ДАР През месец рамазан бях поканен на ифтар в с. Прохлада, общ. Дулово, обл. Силистра. Ифтарът беше организиран от бизнесмена Хиджаби бей, който е собственик на цех по европейски стандарти, намиращ се в селото, и осигурява възможности за препитание на около сто семейства от селото и района. Преди акшам намаз се събрахме в хубавата джамия на селото, която, за съжаление, не се посещавала редовно. Кланяхме с джемаат намаза и отидохме в цеха на благотворителя Хиджаби бей, който беше поканил близо 200 души. Бяхме посрещнати от скромния бизнесмен и настанени на масите. Пихме и хапнахме от вкусните питиета и ястия - това, което е дарил Аллах. Споделихме няколко думи за важността на рамазана, ибадета, ифтара и благотворителността, след което видяхме работните помещения на цеха и благодарихме на Аллах за това, с което ни е дарил и Го помолихме да ни дари с още повече и да спечелим Неговото задоволство. Вече беше настъпило време за ятсъ намаз и ние се отправихме отново към джамията. С пълно спокойствие изпълнихме теравих намаз, изричайки салеват-и шерифе след изпълнените всеки четири рекята, и накрая се помолихме заедно на Всевишния Аллах. След намаза присъстващите бяхме поканени отново в цеха за сохбет, където едно от помещенията беше превърнато в място за беседа. Преди да влезем в помещението бизнесменът, който стана причина за случилото се през нощта, ме попита дали мога да чета старотурски и особено ръкописи, тъй като притежавал една ръкописна книга на арабица. Отговорих му, че мога, колкота мога. Той остана доволен, че някой ще разчете книгата, която държал у него от доста време, независимо, че антиквари са му предлагали доста солидни суми за откупуването й. Влязохме и се настанихме в пригоденото за сохбет помещение и започнахме да беседваме по религиозни и други актуални въпроси. През това време Хиджаби бей донесе една старинна книга, обвита с респект в една извезана покривка. Подаде ми я и помоли да прочета за какво става въпрос. Сл... Devamı

06 02 2012

Şumnulu Bir Şairimiz: DİNÇER HALİÇ

Şumnulu Bir Şairimiz: DİNÇER HALİÇ   Şumnu şehri, Osmanlı döneminde önemli sosyo-politik, askerî ve kültürel merkezdir. Bulgaristan devleti kurulduktan sonra şehrin önemi devam etmiştir. Hatta Bulgaristan Türklüğünün merkezi haline gelen Şumnu şehri, bu niteliğini eğitim ve kültür alanında yetiştirdiği değerli yetenekler sayesinde kazanmış ve devam ettirmiştir. Şumnu Türkleri arasında pek çok değerli ilim, edebiyat, kültür ve siyaset adamı yetişmiş, diğer bölgelerin önemli bir çok ismi de Şumnu’daki Türk okullarında yetişmişlerdir. Bu değerli kişilerden biri daha ziyade bir çocuk şairi olarak tanınan Dinçer Haliç’tir. Değerli bir şair olmasına rağmen, her ne hikmetse, antolojilere alınmamış, hayatı ve eserlerini tanıtan bir şeyler de bulmak nerdeyse imkânsız. Arşatırmalarımız esnasında hayatı ile ilgili yazılı bir şey bulamadık, ancak araştırmacı Sabri Alagöz’ün bazı notlarını kendisinden temin edebildik.  Yapmış olduğumuz araştırmalara göre, asıl adı muhtemelen Ahmet Recep Ahmet olan Dinçer Haliç, yaşamış olduğu bazı olumsuzluklar sebebiyle, önce Ahmet Dinçer adını kullanmış, 1950’li yılların ortalarından sonra hayatının sonuna kadar Dinçer Haliç(ov) adını taşımıştır. Bununla birlikte zaman zaman Dinçer Kabüyüklü imzasıyla da şiirler yayınlamıştır. 1919 veya 1920 yılında Şumnu’ya bağlı Kabüyük-Söğütlü (Vırbak) köyünde doğan Dinçer Haliç, Blgaristan Türklerinin en önemli eğitim müessesesi olan Şumnu’daki Nüvvâb okulunun beş yıllık Tâlî/Lise kısmından 1940 yılında, üç yıllık Âlî/Yüksek kısmından da 1945 yılında mezun olmuştur. Daha sonraları Türk okullarında 10 ... Devamı