vedatahmed
15 Takipçi | 34 Takip
20 06 2008

Hakkı ve Adaleti Haykıran Düşünür ve Şair: MEHMED FİKRİ

Zaman olarak kısa, ama verimlilik bakımından çok dolu bir hayat... Şiir, hikâye, köşe yazısı, araştırma ve coşkun ve etkili bir hitâbet... Bunların hepsi 33 yıllık bir hayatın içerisinde yer almış ve günümüze dek güncelliğini korumaktadır. Çünkü o yaşadığı hayatı anlatmış, yaşadığı toplumun derdiyle dertlenmiş bir şahsiyet. O, “Fikri’nin ölümü, Fikrin ölümü” dedirten Mehmet Fikri...

Mehmet Fikri, her milletin sahip olmak istediği türden bir insan. Zekâsıyla, duygusuyla, coşkusuyla, hitâbetiyle, ahlâkçılığıyla, fedakârlığıyla, hakperestliği ve adaletseverliği ile bir nesle fikir babalığı yapmış olan Mehmet Fikri, örneklik ve seçkin bir hayat yaşamıştır.

mehmed_fikri
XX. yüzyılda Bulgaristan Türkleri arasında yetişen en önde gelen şahsiyetlerden olan Mehmed Fikri, 10 Kasım 1908 yılında bir Türk-Müslüman merkezi olan Osman-pazarı (Omurtag) kasabasında maddeten fakir, fakat mânen zengin olan dindar bir ailede dünyaya gelmiştir. Babası Hafız Hüseyin yıllarca imamlık yaparak Müslüman halka hizmet eden ve bu vesileyle ailesinin geçimini sağlayan, evlâtlarına ilim ve irfan aşkını aşılayan, bu yolda kendilerine öncülük edip büyük destek veren bir kimsedir. Hâfız Hüseyin Efendi, o dönemde üç oğluna da -Mehmet Fikri, Hasan Basri ve Hüseyin- Bulgaristan Türklüğünün gözbebeği olan Nüvvâb Medresesi’nde lise tahsili gördüren parmakla sayılır kişilerdendir.

Bir taraftan ev işlerinde ailesine yardımcı olmaya çalışan Mehmet Fikri, diğer taraftan da babasının teşvikleriyle ilk ve orta (rüşdiye) tahsilini doğduğu Osman-pazarı’nda yapmıştır. Rüşdiyeyi bitirir bitirmez o bölgedeki köylerde öğretmenlik yapmaya başlamış, ancak Nüvvâb’ın ilk mezunlarından olup Osman-pazarı rüşdiyesinde öğretmenlik ve müdürlük yapan Hâfız Yusuf Şinasi’nin ateşlemesiyle 1928 yılında Nüvvâb’a kaydolmuştur. Büyük bir başarı göstermesi sonucunda okulun 5 yıllık Tâlî Kısmı’nı 4 yılda tamamlayarak 1932 yılında üstün bir başarıyla mezun olmuştur.

Mehmet Fikri, Nüvvâb okulundaki öğrencliği sırasında seçkin öğrencilerden biridir; derslerdeki başarısı, sosyal etkinliklerdeki faal oluşu, yazma-çizme işlerindeki öncülüğü onu okulun “yıldızı” durumuna getirmiştir. Özellikle okulda yapılan boykotlarda Mehmet Fikri’nin imzası açıkça görülmektedir. Zaman zaman hocalarıyla ‘kafa tutması’ da onun bilgisinin yanında atılganlık ve cesaretini göstermektedir.

Mehmed Fikri, Medresetü’n-Nüvvâb’ın Tâlî Kısmı’ndan mezun olduktan sonra Mısır’da bulunan Ezher Üniversitesi’ne gitmek istiyor, fakat kendi imkânlarıyla bunu başaramıyor, Başmüftülük’ten de kendisine o yönde bir destek çıkmıyor. Daha önce bir de Türkiye’de öğrenim görme yönünde başarısız bir teşebbüsü de olan Fikri, Ezher’e de gidemeyince, Nüvvâb’ın Âlî Kısmı’na kaydolmuştur. Mehmet Fikri’nin sahip olduğu enerji ve heyecan onu Âlî Kısmı’nın sıralarında rahat bırakmamış, bazı hocalarıyla anlaşmazlıklar doğunca okuldan ayrılmak zorunda kalmıştır.

Hayata atılan Mehmet Fikri, imamlık, öğretmenlik, vaizlik ve yazarlık yapmış, hakkı ve adaleti anlatmış, cemaatine, talebelerine ve okuyucularına mefkûre/ideal aşılamıştır. İslâm dinini kendisine din, Fikri’yi kendisine eş seçerek iyi bir Müslüman ve sadık ve vefalı bir eş olan Fikriye hanım ile Filibe’de, Sofya’da, Berkofça’da çileli, ama coşkulu ve manevî huzur ile dolu bir hayat geçirmiştir.

Mehmed Fikri’nin ilim ve fikir bakımından yetişmesinde Yusuf Ziyâeddin Ezherî’nin büyük katkıları olmuştur. Ayrıca Emrullah Efendi’nin ‘dava adamı’ olarak sahip olduğu meziyetlerin de onun üzerinde büyük etkisi olmuştur.

Ziyâeddin Ezherî (Şeyh Efendi) vasıtasıyla ve tabii ki çokça mütalaaları ve araştırmaları sayesinde Mehmet Fikri, İslâm dünyasındaki İslâmcı hareketle tanışmış, onların toplumla ilgili konulardaki düşüncelerini kendi zaviyesinden ele almıştır.

Bununla birlikte Mehmed Fikri’nin fikrî gelişiminde Mehmet Âkif gibi bir şair, düşünür ve duygu yüklü bir insanın çok önemli yeri vardır. O kadar ki, Mehmet Fikri, “Bulgaristan’ın Âkif’i” denecek bir dereceye gelmiştir. O, Mehmet Âkif’in yazılarında, şiirlerinde ve konuşmalarında işlediği konuları kendi yazı, şiir, vaaz ve hutbelerinde işlemiş, Mehmet Âkif’teki heyecan, iman ve eylemi hayatına ve eserlerine yansıtmıştır.

Ayrıca İslâm dünyasının önde gelen İslâmcı düşünürlerinden Şekip Arslan’ın da çalışmalarını takip eden Fikri, onunla yazışmalarda bulunmuş ve onun etkisiyle bazı yazılar kaleme almıştır. Bununla birlikte Mehmet Fikri’nin başlıca ilham kaynağı İmam Gazâlî’dir. İslâm dünyasının yetiştirdiği en değerli ilim adamlarından biri, çile insanı ve hakikat arayıcısı olarak niteleyebileceğimiz Gazâlî’nin bütün eserlerini tetkik eden ve onlarla ilgili nerdeyse bir kitaplık seri yazılar yazan Fikri, ondaki hakperestliği, denge arayışını ve çilekeşliği benimsemiştir. Bu hususlar, onun yazılarında, şiir ve hikâyelerinde, mücadeleci davranışlarında, yoksul, ama şerefli yaşanan hayatında, şerefle kucakladığı ölümünde bâriz bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

33 yıllık kısa bir hayat hikâyesine sahip bir kişinin adının Bulgaristan Türkleri tarihinin sayfalarına kazınmasının başlıca sebebi, yazdığı yazıları ve şiirleridir.

Mehmet Fikri, daha rüşdiye mezunu bir öğretmenken toplumun dertleriyle dertlenmiş ve bunları amatörce yazı ve şiire dökerek zamanın Türk basınında yayınlamıştır. Onun ilk şiir denemesini 1925 yılında Deliorman gazetesinin 123. sayısında görmekteyiz. 3-4 yıllık öğretmenliği sırasında çocuk ruhunu kavradığı anlaşılan Mehmet Fikri, daha sonraki yıllarda çocuk şiirleri konusunda başarılı olmuştur. Büyük bir kısmı İntibâh ve Medeniyet’te olmak üzere Dostluk, Yarın, Rehber, Havâdis ve Açık Söz gazetelerinde yayınlanmış olan onlarca yazısı, şiir ve hikayeleri, Bulgaristan’daki Türk okulları için hazırlanan ders kitaplarında da yayınlanmıştır. Ne yazık ki, bu eserlerinin bir kitapta toplanması onun bu dünyaya vedâ edişinden sonra olmuşur. Yazarın şiirleri kitap halinde önce eşi Fikriye hanım tarafından 1947 yılında Şumnu’da “Türk Gençlerine Şiirler” adı altında yayınlanmış,  bütün şiirleri ve hikâyeleri ise tarafımızdan derlenerek “Mehmed Fikri – Şiir ve Hikâyeleri” adıyla Halil Uzunoğlu tarafından 2003 yılında Bursa’da yayınlanmıştır. Mehmet Fikri’nin “His Çiçeklerim” ve “Armağanım” adlı iki yayınlanmamış eserinin var olduğu söylenmekteyse de şu ana kadar keşfedilememişlerdir.

Mehmet Fikri şairlik yolundaki ciddi adımlarını Nüvvâb’a başladıktan sonra atmıştır. Şiirlerinde genellikle din, gaflet, ahlâk, toplumsal çöküş ve birlik konularını işlediği için Nüvvab’taki Türk edebiyatı hocası Hasip Safveti (Aytuna) kendisini eleştirmiş ve “onun Mehmet Akif’in etkisinden kurtulmasını” ifade etmiştir, ancak Mehmet Fikri daha o yıllarda seçmiş olduğu yoldan dönmeyerek emin adımlarla aynı istikamette devam etmiş ve yaşadığı dönemde halkın ve gençliğin, daha sonraki dönemlerde de araştırmacıların takdirini kazanarak seçiminin doğruluğunu ispat etmiştir.

Mehmet Fikri’nin şiirlerini incelediğimiz zaman görülüyor ki, öğrencilik yıllarında coşkun seller gibi kükremektedir, yüksek medenî cesarete sahiptir, eleştirici ve ısırıcıdır. Bununla birlikte, yalnız kaldığında bambaşka bir hale bürünmektedir. Özeleştiri yapmakta, eleştirirken de kaderinden memnuniyetsizliğini ifade etmekten geri durmamaktadır. O, halk arasında yaygın olan bilinçsiz bir şekilde “kadere teslimiyet” anlayışının yanlışlığını ortaya koymakta ve iradenin insana kullanılmak için verildiğinden hareket ederek kendisini ve çevresini gerekeni yapmaya davet etmektedir.

Fikri’nin şiirlerinde kullandığı teşbihler, sanat güzellikleri, doğayı canlandırma, hele de bir şiirinde Mevlânâ misâli kaval ile konuşması şairliğini göstermektedir. O, tabiatta meydana gelen her yeni yapılanmayı kalbinin derinliklerinde duymakta ve beklediği dönüşümü, güneşin doğudan tekrar doğuşunu ve insan tabiatının İslâm ile yeşermesini sabırsızlıkla beklemekte ve bu konudaki iyimserliğini usta bir şair olarak mısralara dökmektedir.

Mehmet Fikri’nin anlayışına göre şair, gösteriş için yazmamalı, insanlığın göstergesi olarak şiir şairin duygu ve düşünce yapısını yansıtmalıdır. Yazı mutlaka açık ve herkesçe anlaşılır olmalı, söylenenler Hakk’ın sesleri olmalıdır. Ona göre, şair realist/gerçekçi olmalı, şiir tekniklerine dikkat etmeli, şiir sanatlarına anlamlı ve yerinde kullanmalıdır.

Bulgaristan Müslümanlarının “fikir güneşi” şairliğinin yanında çok güçlü bir muharrirdir/yazardır. O bütün gazetecilik maharetini “Medeniyet” gazetesinin baş redaktörlüğünü yaptığı sıralarda sergilemiştir. Aslında Medeniyet’in başına geçmeden önce de çok değerli yazıları yayınlanmıştır Bulgaristan Türk basınının sayfalarında. Onun yazarlığı konusunda milletperver ve dava adamı Osman Kılıç’ın şu sözleri çok önemlidir: “İslâm’ı müdafaa sadedinde yazdığı ateşli ve müessir makaleler her Nüvvab’lının zihninde hâlâ canlıdır. O, Bulgaristan’da İslam’ın alemdârıydı.”

Mehmet Fikri, etrafını aydınlata aydınlata yanıp biten bir meşale gibi okuyucularının fikirlerini aydınlatmak için ışık saça saça sönüp bitmiş bir büyüğümüzdür. Yazılarıyla ve dik duruşuyla, din ve adâlet, ahlâk ve faziletin müdafaası uğrunda mücâdelesiyle dur-durak bilmeden çırpınan Firki, dünya nimetlerinden nasiplenmeyi bir tarafa bırakmış, hatta idealleri uğruna hastalık ve ölüme başkaldırmıştır. O, önüne çıkan/konan engelleri samimiyeti ile aşmayı hep başarmıştır. Ancak takdir-i İlâhî gereğince, verem hastalığını ve hayatın en büyük gerçeği ölümü aşamamıştır. Ve 23 Haziran 1941 - Pazartesi günü hayatının en verimli çağında büyük gerçeğe teslim olmuş ve Sofya Merkez Mezarlığı’nın Türk parseline Sultan V. Murad’ın kızı Fatıma Sultan’ın kabrinin yakınlarına defnedilmiştir. Ne yazık ki, insanlık ve tarih düşmanı komünistler Mehmet Fikri’nin mezartaşını yok ederek onun ve onun şahsında Türklüğün izlerini silmeye teşebbüs etmekten çekinmemişlerdir.

Ardında gözyaşları içinde boğulan eski rahibe olup Fikri vasıtasıyla hidayete eren hanımı Fikriye’yi, henüz baba demeye başlayan Saliha adlı kızını, bağrı yanık ana ve babasını ve binlerce okuyucusunu, vaazlarında hitap ettiği dinleyicilerini ve sevenlerini bırakarak peşinde koştuğu adalet ve saadet dünyasına göç etmiştir. Vefatı münasebetiyle bir dostunun yazdığı gibi, “O, hak ve hakîkat, ahlâk ve fazîlet uğrunda amansız bir mücadele vererek şehit düş”müştür.

0
0
0
Yorum Yaz